Beğenilmeyi, takdir edilmeyi, onaylanmayı her birimizin arzu ettiği, ihtiyaç duyduğu bir gerçek. Bu ihtiyaçların karşılanması için çalışmak, karşılandığında da mutlu olmak yaşamın doğası buraya kadar sorun yok. Sorun, beğeni görmemek, onaylanmamak kaygısıyla bir şey yapamayacak, yapacaklarımızı sürekli erteleyecek, takıntılı bir şekilde çok çalışacak duruma geldiğimiz yerde başlıyor. Bu, yanlış yapmamak için hiç bir şey yapmamak, hiç bir şey yapmadığı için yanlış yapmış olmamak ama aslında içten içe kendini ortaya koyamamanın acısını yaşamak, koca bir hayatı kaygılarla, korkularla harcamak anlamına geliyor ki sanırım en acısı da bu oluyor.
Yoğun bakım hemşireliği olan Bronni Ware sırasında çok uzun yıllar ölmek üzere olan bu hastaların pişmanlıklarını dinler ve araştırmanlarının sonunda en sık tekrarlanan pişmanlıklardan birini şöyle özetler. ‘’Keşke istediğim hayatı yaşamaya izin verseydim.’’
''Keşke''den ''iyi ki'' ye geçebilmek için; korkularımızı da yanımıza yoldaş edip, birlikte yürümeye niyet etsek, belki de yapmaya değer her şeyin yanlış yapmaya da değeceğini iliklerimize kadar hissedebiliriz. Ne dersiniz?
Derler ki, bilgi bedene işleyene kadar rivayettir. Bugün bu rivayeti gerçeğe dönüştürmek için niyet etseniz, ve minicik bir adımla niyetinizi harekete geçirmek isteseniz o ne olurdu?
Cevaplarınızı yorumlara yazmayı unutmayın.

‘’Keşke istediğim hayatı yaşamaya izin verseydim.’’ İzin vermememin sebebi yanlış yapmaktan korkmaktı. Aslında yapsaydım keşkem hiç olmayacaktı. Hiçbir şey için geç olmadığına inandığımdan yanlış ya da doğru diye düşünmeden istediklerimi yapmaya başladım. İnsanların hayatında bir sınır olduğuna inanıyorum, bir yere kadar etrafınızdaki insanların düşüncelerini gereksizce önemseyip kendinizi duymuyorsunuz. Sonra bir bakıyorsunuz ki değer verdikleriniz sizi o kadar da önemsemiyormuş. Bunu anladığınızda noktayı koyuyor ve ben bunu yaparım diyebiliyor ve gerçekleştiriyorsunuz. Herkesin sınırı yakın noktası çabuk olsun geç kalmadan. Sevgiyle kalın.😉